Sisteminizde Flash Yüklü Olmalıdır!

Get Adobe Flash player

Sisteminizde Flash Yüklü Olmalıdır!

Get Adobe Flash player

TIP TARİHİ VE HEKİMLİK ÜZERİNE15/03/2011

TIP TARİHİ VE HEKİMLİK ÜZERİNE
Tıp; insanları hastalıklara karşı korumaya, hastalıkları iyi etmeye, hastaların acılarını dindirmeye çalışan bir bilim dalı olup, insanlığın başlangıcından günümüze hayatın her alanında ihtiyaç duyulan bir bilim dalıdır.
Facebook'ta Bu Makaleyi Paylaş Tüm Makaleler

TIP TARİHİ VE HEKİMLİK ÜZERİNE

 

Tıp; insanları hastalıklara karşı korumaya, hastalıkları iyi etmeye, hastaların acılarını dindirmeye çalışan bir bilim dalı olup, insanlığın başlangıcından günümüze hayatın her alanında ihtiyaç duyulan bir bilim dalıdır.

Peygamberlere gönderilen suhuf ve kutsal kitaplarda tıp bilgileri de yer almaktaydı. Yunanlıların Hermes dedikleri filozofun, Hz. İdris’ den sonra yaşadığı ve bildirdiği sağlık bilgilerini O’na gönderilen kutsal suhuftan aldığı söylenmektedir. Yine Hz. Davud zamanında yaşayan Lokman hekim, meşhur batılı hekim Calinos’tan bin sene önce yaşamıştır. Batıda bilinen ilk tıp alimi Hipokrat’tır. M.Ö. 460-377 yılları arasında yaşayan ve aynı zamanda filozof olan bu Yunanlı hekim, zamanının büyücülük ve yanlış inançlarına karşı çıkmıştır. Kendi adını taşıyan bir okul kurmuş olup, batıda tıbbın babası kabul edilmiştir. Hz. İsa döneminde mucizevi birçok tıbbi tedaviler uygulamış olup, bu durum İncil’de de yer almıştır. Son peygamber Hz. Muhammed döneminde Tıbbı Nebevi adı verilen günümüz modern tıp bilgileriyle uyumlu birçok tıbbi tedavi yöntemleri uygulanmıştır. Özellikle hastaların karantinaya alınması, perhiz uygulanması ve temizlik gibi sağlık konularında günümüzde de geçerliliğini koruyan hükümler yer almıştır.

Müslüman dünyasının yetiştirdiği ilk meşhur hekim Ebu Bekr Muhammed Razi’dir. ( 854-923 ). Göz ameliyatlarını fenni usülde yaptığı bilinmektedir. En önemli eserleri; Ber-üs-Saa ve Kitab-ül Havi’dir. Avrupa’da “Razos” ismiyle meşhurdur. 980’ de Buhara’da doğan İbn-i Sina, asırlarca dünya tıbbını etkileyen ünlü bir hekimdir. Hayatı boyunca birçok hekim yetiştirmiştir. Kanun ve Şifa isimli eserlerinde iklimlerin hastalıklara olan etkileri, gıda maddelerinin özellikleri, içme suları, vücut temizliği gibi konularda değerli bilgiler yer almaktadır. İbn-i Sina ile aynı asırda yaşayan büyük alim El-Biruni’nin ( 973-1051 ) tıp ve eczacılığa dair yazmış olduğu Kitab-üs Saydala isimli eseri birçok dile tercüme edilmiş ve batının tıp okullarında kaynak kitap olmuştur. 936-1013 yılları arasında Endülüs’te yaşayan Ez-Zehravi özellikle cerrahi alanında döneminin hatırı sayılan meşhur hekimlerinden olup, bin beşyüz sayfalık Et-Tasrif isimli eseri, Avrupa’nın pek çok üniversitesinde 12. asırdan 17. asra kadar okutulmuştur.

Anadolu’da yerleşmiş olan Selçuklular insan sağlığına büyük önem verdiler. Bunların Konya, Kayseri, Sivas, Amasya gibi Anadolu şehirlerinde darüşşifalar açtıkları ve diğer devletlerden yüzyıllarca önce askeri hastanelere sahip oldukları, tıp eğitimine verdileri önem günümüze kadar ulaşan belgelerden anlaşılmaktadır. 1206 yılında II. Kılıç Arslan’ın kızı Gevher Nesibe’nin vefatı üzerine, kardeşi Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılan Gevher Nesibe tıp fakültesi döneminin en ileri tıp merkezlerinden biri olmuştur.

Osmanlılar zamanında da tıp bilimine verilen önem devam etmiştir. Sultan 1. Murad ve Yıldırım Beyazıd dönemlerinde yaşayan ( 1350-1402 ) Murad bin İshak tarafından Havassü’l- Edviyye ( Tedaviye yarayan hassalar ) isimli bir kitap hazırlanmıştır. 15. yüzyılın başında Yıldrım Beyazıd tarafından Bursa darüt-tıbbı ( tıp fakültesi ) açılmıştır. Fatih Sultan Mehmed döneminde Fatih camii etrafında 16 medrese ile birlikte darüş-şifalar açılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ise, fatih külliyesini örnek alarak, Süleymaniye Camii yanında günümüze kadar gelen yeni bir külliye ve darüş-şifa açtırmıştır.

19. asırda ordudaki yenileştirme hareketine paralel olarak 14 Mart 1827 yılında Şehzadebaşında Tulumbacılar konağında bir tıphane açıldı. ( Cerrahhane-i Amire ve Tıphane-i Amire ) Bu tarih ülkemizde modern tıbbın başlangıcı kabul edilerek her yıl “ Tıp bayramı” olarak kutlanmaktadır. Daha sonra bu iki kuruluş birleştirilerek askeri tıbbıye adını aldı ( 1839).

Cumhuriyet döneminde 1933 yılında yapılan üniversite reformuyla İstanbul Üniversitesi oluşturulunca İstanbul Tıp Fakültesi yeniden kuruldu. Bunu takiben 1946 yılında Ankara Üniversitesi Tıp fakültesi, 1955 yılında İzmir Tıp Fakültesi, 1963 yılında Hacettepe, 1966 yılında Erzurum, 1967’de Cerrahpaşa Tıp fakülteleri hizmete girmiştir. 1993 yılına gelindiğinde ülkemizde 22 tane Tıp fakültesi bulunmaktaydı. 2009 yılında ise ülkemizde 69 tıp fakültesinde yaklaşık 36 bin öğrenci eğitim görmekteydi. Diğer bir deyişle heryıl 4500 tane öğrenci alınmaktadır. Bu verilere rağmen tıp eğitiminin kalitesi ve homojen hekim dağılımı ayrı bir tartışma konusudur. Avrupa ülkelerine göre kıyaslandığında, ülkemizdeki tıp sektörü, birçok ülkeden daha iyi durumdadır. YÖK'ün ve Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı rapora göre, Türkiye'deki tıp fakültelerinde öğrenci başına düşen öğretim görevlisi oranı Avrupa ülkelerinden daha iyi durumdadır. Dünya genelinde 1 milyon nüfusa düşen tıp fakültesi sayısı 0,30 olup, ülkemiz tıp fakülteleri sayısı bakımından dünyada 12. sırada yer almaktadır. Ancak rakamlar ne olursa olsun esas olan, sayı ve kalitenin doğru orantılı olarak artmasıdır. Geçen zamanla beraber bunun da gerçekleşeceğini ümit ediyorum.

hekimlik üzerine birkaç söz...

Çoğumuz bu mesleğe başlarken mesleğin kutsallığının farkında değildik. Fakülteye adım atar atmaz kendimizin adeta uçsuz bucaksız bir okyanus içinde mücadeleye başlamış insanlar olduğumuzu anladık. Belki ailesinde ya da yakın çevresinde hekim olanlar biraz daha işin farkındaydı ama bu çok azınlıkta kalan bir grup idi.

Öyle bir işin içine girmişiz ki evimizde, sokakta, çarşıda bu mesleği bir tarafa koymadan yaşamın devam etmesi gerektiğini yıllar sonra farkettik. Anneniz, babanız eşiniz ve hatta çocuklarınız hasta dahi olsalar sizin ilgilenmek zorunda olduğunuz hep başkaları olacaktı. Çünkü bu artık bir meslek değil, bir yaşam biçimiydi. Ancak öldüğünüz zaman bu meslekten emekli olabilrdiniz. Aciliyet ve doğruluk kavramı olmazsa olmaz ilkelerdi. Ameliyat ettiğiniz, ilaç verdiğiniz her hasta sizin bir parçanızdı. Onların mutluluğu sizin mutluluğunuz, onların üzüntüsü sizin üzüntünüzdü. Özel yaşamınız oldukça dar bir alanda olabilirdi. İnsan sevgisi ve hoşgörü işin temeli idi. Yorgunluk veya bezginlik, asla hiçbir şeye bahane olamazdı. İşinizi yaparken kendi bedeniniz ve sosyal yaşamınız hiçbir zaman ön plana çıkamazdı. Birçok meslekte var olan mesai kavramı sizin için sadece teorik bir kavramdı.

Birçok meslekte yapılan hatalar bir şekilde telafi edilebilse de sizin için böyle bir lüks asla mümkün değildi. Başardığınız zor ve güzel işler fazla takdir toplamasa da yaptığınız istemsiz en küçük hatalar skandal olabilirdi. Bedeninizden ve ruhunuzdan birşeyler vermeden başarılı olmak neredeyse imkansızdı. İçinizde bu konsepte uygun olmayan çürük yumurtalar her meslek grubunda olduğu gibi var olabilirdi. Ancak bu defolu kişilere başka mesleklerde gösterilen toleransı beklemek imkansızdı. Bu defolu kişileri içinizden izole etmediğiniz sürece, sizler de işin dışında olamazdınız. Modern dünyada olması gereken ideal bir ortamda değildiniz ama ideal işler çıkarmak zorundaydınız. Önceden para kazanmayı hedeflediğiniz bu mesleğin sadece para için yapılamayacağını bazılarımız hemen, bazılarımız yıllar sonra anladı. Sağlığımızı kaybettiğimizde bizlerin yanında yine bizlerin olacağını, hekimin hastalığının ve tedavisinin diğer insanlardan farklı olmadığını ve de bizlere en büyük zararın yine bizlerden geldiğini yıllar sonra öğrendik.

Bir hastayı tedavi ederken sadece onu değil, ailesini ve çevresindeki birçok insanı da mutlu ya da mutsuz edebilidiğimizi anladık. Her hastanın mesleki bir sınav olduğunu kavradık. Bu işin içinde olduğumuz sürece okumanın, araştırmanın kendini her an yenilemenin mutlak gerekli olduğunu gördük. Aslolanın hastalık değil, hasta olduğunu beynimize kazıdık.

Bu mesleği icra ederken gözünüzün içine bakarak “Allah razı olsun” diyen bir insanın size verdiği mutluluğun dünyada herşeyin üzerinde ve kelimelerle ifade edilemez bir haz olduğunu yaşadık ve yaşamaktayız. Başkalarının mutluğunun, mutluluğumuz olduğunun bilinciyle mesleğimizi sevmeyi öğrendik. Bu görevi ifa ederken insanın yüceliğini gördük. Ve de hiçbir şeyin insandan daha önemli olmadığını iliklerimize kadar hissettik. Ve de hissetmeye devam edeceğiz....Ne zamana kadar...? Ölene kadar...!

Özellikle halkımızın da zorlu çalışma şartları içinde bulunan hekimlere daha anlayışlı ve sabırlı davranmasını dilerken, hekimlerin de milletimizin kendi içlerinden çıktığı ve onların bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Bu vesile ile başta hekimler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının Tıp bayramını kutlar, sağlık ve başarılar dilerim.

 

OP. DR. SADİ TURKAN

ÜROLOJİ UZMANI

ÖZEL KASTAMONU ANADOLU HASTANESİ

Opr. Dr. Sadi TURKAN
Üroloji Uzmanı